GEN AKTARIM TEKNİKLERİ
14/2/2007 -Kategori: Genetik
Gen
tedavisinde, etkin bir gen aktarımı en önemli bir koşuldur. Genleri istenilen
hücrelere taşıyabilmek için kullanılan yöntemler genel olarak iki kategoride
toplanmaktadır: Fiziksel yöntemler ve biyolojik vektörler:
Fiziksel
yöntemler, DNA'nın doğrudan doğruya enjeksiyonu, lipozom formülasyonları ve
balistik gen enjeksiyonu yöntemlerini içerir. Doğrudan DNA enjeksiyonunda
ilgili gen DNA'sını taşıyan plazmit, doğrudan doğruya, örneğin kas içine,
enjekte edilir. Yöntem basit olmasına karşın kısıtlı bir uygulama alanı vardır.
Lipozomlar, lipidlerden oluşan moleküllerdir. DNA'yı içlerine alma
mekanizmalarına göre iki guruba ayrılırlar: Katyonik lipozomlar ve pH-duyarlı
lipozomlar. Birinci gurup lipozomlar artı yüklü olduklarından, eksi yüklü olan
DNA ile dayanıklı bir kompleks oluştururlar. İkinci gurup lipozomlarsa negatif
yüklü olduklarından DNA ile bir kompleks oluşturmaz, ama içlerinde taşırlar.
Parça bombardımanı ya da gen tabancası olarak da adlandırılan balistik DNA
enjeksiyonu, ilk olarak bitkilere gen nakli yapmak amacıyla geliştirilmiştir.
Bu ilk uygulamalarından sonra, bazı değişiklikler yapılarak memeli hücrelerine
gen nakli amacıyla kullanılmaya başlanmıştır. Bu yöntemde, genellikle altın ya
da tungstenden oluşan 1-
Basit
olmalarına karşın fiziksel yöntemler verimsizdir; ayrıca, yabancı genler,
sadece belirli bir süre fonksiyonal kalabilmektedirler. Bu nedenle
araştırmacıların çoğu, genellikle virüs kökenli vektörlere yönelmişlerdir.
"Vektör" kelimesinin bir anlamı da "taşıyıcı"dır. Benzer
şekilde, gen terapisinde genleri hücrelere taşıma amacıyla kullanılan ve
genetik olarak zararsız hale getirilmiş virüslere de vektör denir.
Günümüzde
yapılan araştırmalarda, virüslerin hastalığa yol açan gen parçalarının yerine,
hastaları iyileştirme amacıyla rekombinant genler yerleştirilmektedir. Bu
amaçla değiştirilmiş hücreler kullanılmaktadır. Bu hücrelere tedavi edici geni
taşıyan bir genetik yapı sokulduğunda, tedavi edici geni içinde taşıyan
virüsler elde edilir. Bu şekilde değiştirilmiş virüsler hücreye girmek için
kendi yöntemlerini kullanırlar ve genomlarının ekspresyonu sonucu, genin
kodladığı protein üretilmeye başlanır. Öte yandan, virüsün kendisini çoğaltmak
için ihtiyaç duyduğu genler, tedavi edici genlerle değiştirilmiş olduğundan,
virüs çoğalıp hücreyi patlatamaz. Bunu yerine, hücrede virüsün taşıdığı hastalığı
düzeltici genin ekspresyonu olur, genin kodladığı protein (yani ilaç) üretilir
ve genetik bozukluk nedeniyle üretilemeyen proteinin yerini alır.
En çok kullanılan viral vektörler, retrovirüsler, adenovirüsler, herpesvirüsler
(uçuk virüsü) ve adeno-ilişkili virüslerdir. Ama her vektörün kendine özgü
dezavantajları vardır: Bölünmeyen hücreleri enfekte edememek (retrovirüs),
olumsuz immünolojik etkiler (adenovirüs), sitotoksik etkiler (herpesvirüs) ve
kısıtlı yabancı genetik materyal taşıyabilme kapasitesi (adeno-ilişkili virüs).
İdeal bir vektörde aranan özellikler yüksek titraj, kolay tasarlanabilme,
integre olabilme yeteneği ve gen transkripsiyonunun kontrol edilebiliyor
olmasının yanında, imünolojik etkilerin olmamasıdır.
Gen aktarım teknikleri
Viral Vektörler
1. Retroviral vektörler
2.
Adenoviral vektörler
3. Adeno-asociated virus
4. Herpes Simpleks Virus Tip-1
5. Polio Virus
6. Ördek Hepatit Virusu
7. Parvovirus 8.
Sendaivirus
9. Sindbis virus
Fiziksel
ve Kimyasal Yöntemler
1. Transferin-reseptörü
aracılığı ile 2. Asiaglikoprotein DNA konjugatları
3.
Lipofection
4. Direk aktarım
5. Kalsium fosfat
çöktürmesi ile 6. Diethilaminoetil
dekstran
7.
Elektroporasyon
8. Sonikasyon
9. Kazıma
yöntemiyle
10 Polibrene/dimetilsulfoksid
11 Jet
injeksiyon
12 Partikül bombardımanı
Genlerin
vücuda yerleştirilmesi yöntemleri
Genleri vücuda
yerleştirmenin çeşitli yolları vardır. Genel olarak, gen tedavisi iki esas
bölümde sınıflandırılabilir.
l. ex vivo
yaklaşım: Bu yaklaşımda hücreler vücuttan alınır; in vitro kosullarda gen
transferi yapılır. Tekrar vücuda geri verilir. Bu yaklaşımın avantajları
şunlardır:
a. Gen aktarımı
genel olarak yüksektir.
b. Eger vektör
seçilebilir marker gen taşıyorsa; gen aktarılan hücreler
zenginleştirilebilir.
c.
Re-implantasyon öncesinde etkinlik kontrol edilebilir.
Gen
tedavisinde antisens oligonükleotid kullanımı
Antisens
oligonükleotidler, küçük sentetik nükleotid dizileri olup; bunlar spesifik DNA
veya RNA dizilerine komplementerdirler. Eksojen oligonükleotidler nükleik asit
bağlayıcı reseptörler aracılığı ile hücre içerisine alınırlar. Terapötik ürün
olarak hazırlanmalarında başlıca sorun hücre içerisine taşınabilmeleridir.
Oligonükleotidlerin gen tedavisinde kullanılması ‘eğer belirli bir gen bir
hastalıktan sorumlu ise; bunun çalıştırılmaması klinik anormalliğin düzelmesini
sağlayabilir’ prensibinden yola çıkarak tasarlanmaya başlanmıştır. Antisens
oligonükleotidler genin çevrilmesini durdurarak hastalığa neden olan genlerin
ekspresyonunu engelleyen yapılardır. Bu yapılar onkogenleri kontrol altına
alabilmekte ve virüs DNA’sının çevrilmesini engelleyebilmektedirler.
Bir çok ilaçda
amaç defektif veya istenmeyen proteinin sentez edildikten sonra fonksionuna
engel olmaktır. Antisens teknolojide amaç protein sentezinin spesifik kısa tek
sarmal DNA veya RNA dizileri kullanılarak önlenmesidir.
Bu
önleme, protein sentezinin:
1) Genomik DNA'nın mRNA'ya
transkripsiyonunda
2) mRNA'nın proteine translasyonu
sırasında mümkün olabilir.
Sitoplazmik mRNA, DNA 'ya oranla daha kolay bir hedef gibi
görünmektedir. Bu yaklaşımla, c-myc geni/lenfoma hücre dizileri bcr-abl/ Kronik
Myelositer Lösemide blast hücrelerinde denemeler yapılmıştır. In vitro
çalışmalarda, anormal mRNA oluşturan Burkitt lenfoma hücre dizilerinin
çoğalması antisens oligonükleotidlerle durdurulmuştur. Antisens
oligonükleotidler, hücre dizilerinin kanserleşmesini veya metastatik
potansiyellerini azaltır.
Anti-sens olarak geliştirilen ve AIDS'li hastalarda oluşan
sitomegalovirus retinitini tedavi edecek olan ilaç intra vitreal enjeksiyonla
1998 yılında insanda kullanılmaya başlanmıştır.
Oligonükleotid
ile gen modifikasyonu
Amaç DNA'da var olan hatanın, yapısal DNA hatasına dönüştürülerek,
tamir mekanizmasının tanıyabilmesini sağlamaktır. 20 bazlık bir oligonükleotide
bağlanan bir alkile edici ajan, ikili helikse yapışır. Tek iplikçikli
oligonükleotid hedef DNA'da kendisine uyan bölgeye yapışır. Replikasyon
sırasında, hücre tamir mekanizmaları devreye girer ve düzeltmeyi yapar.
Bu metod ile obesite, b-adrenerjik reseptör mutasyonu, Hb S ve
kistik fibrozisin gen tedavisi çalışmaları yapılmaktadır.
Genetik immünomodülasyon:
Genetik immünomodülasyon, gen tedavisinde sitokinleri kodlayan
genlerin vektörler aracılığı ile aktarılmasını kapsamaktadır. Sitokinlerin,
klinik olarak tümör büyümesi üzerine önemli etkisi vardır. Immün sistemde
yapılacak modifikasyonla, konakçının antitümör immün yanıtı geliştirilebilir.
Tümör infiltre eden lenfositlere TNF geni aktarılması modeli bunun bir
örneğidir.
İlaç hedeflemesi:
Gen tedavisinde kullanılan
vektörlerin spesifik olarak hastalıklı hücrelerde eksprese olurken normal hücrelerde
bunun oluşmaması temel amaçtır.
Değişik
doku ve hücrelerde gen tedavi yaklaşımları aşağıda özetlenmiştir.
Kemik iligi: Kemik iliği transplantasyonu için
gerekli olan teknik işlemlerin ve tedavinin geliştirilmesi ile hematopoetik
sistem gen tedavisi için uygun bir aday doku olmuştur. Pluripotent hematopoetik
kök hücre, kemik iliği hücrelerinin %0.01-0.1'i kadardır. Pluripotent olması ve
kendiliğinden yenilenmesi, ideal bir hedef doku halini almasını sağlar. Ex vivo
tedavinin en güzel örneğidir. Bir kaç hücreye bir gen aktarımı olması halinde
dahi, aktarılan genin sürekli varlığı mümkün olacaktır. Yüksek sınıf
hayvanlarda, bu hücrelerin enfekte edilmesi güçtür. Kemik iliğindeki bağ dokusu
hücrelerinin etkin transferde önemli rolü olduğu gösterilmiştir. Kemik iliğinin
gen tedavisi için ilk hedef doku olmasının nedenleri şöyle sıralanabilir.
1- Kemik iliği
hücreleri kolayca elde edilebilir.
2- In vitro
olarak çalışılabilirler.
3- Bireye
tekrar reinfüze edilebilirler.
4- Infüzyon
sonrası organizmada çoğalarak, farklılaşmaya uğrarlar. Böylece organizmada yeni
bir hücre popülasyonu oluşturulabilir.
Kas: Çok sayıda hedef hücreye gereksinim
olduğundan; yüksek etkinlikte gen transferine ihtiyaç vardır. Retrovirusla
infekte edilen primer myoblastların hayvan kası içine zerk edilmesi ile altı
aylık bir sürenin üzerinde gen ekspresyonu sağlanmıştır. En önemli dezavantajı,
myoblastların zerk edildigi bölgede kalmasıdır. Adenovirus vektörünün
intravenöz olarak sıçana verildikten sonra, etkin bir transduction hem kas
fibrillerinde, hem de diğer dokularda sağlanmıştır. Kas fibrillerinin in vivo
direkt gen aktarım teknikleri için de kullanılabildiği gösterilmiştir. Plazmid
DNA'nın iskelet ve kalp kaslarına direkt zerki ile durağan gen ekspresyonu
sağlanmıştır. Bu zerk edilen plazmid DNA'sı hücrede episomlar olarak
bulunmaktadır. Bu prosedür, primatlarda çok etkin değildir.Insan büyüme hormonu
genlerinin transferi ile de hayvanlarda bu hormonun düzeyleri üç ay sonra
belirlenebilmiştir.
Karaciğer: Hepatositleri, kültür ortamında manüple etmek oldukça güçtür.
Çünkü bu hücreler kültür ortamında çok az bölünmeye uğrarlar ve retroviral
vektörlerle transduction etkinliği %20-25 gibi düşük düzeylerdedir. Her ne
kadar in vivo olarak, hepatositler normal koşullarda bölünmezken, kısmi
hepatektomi, hepatositlerin hücre bölünmesini aktive eder. Bunu takiben
retrovirus vektörünün in vivo perfüzyonu ile çok sayıda hepatosit infekte
edilebilir. Ancak etkinlik %1-2 civarındadır. Alfa-1- antitrypsin geni
intraportal yolla adenoviral vektörle karaciğere aktarılmışsa da, genin
ekspresyonu kısa sürmüştür.
Santral
sinir sistemi: Yapısal
ve fizyolojik kompleksliği nedeni ile SSS bozukluklarında somatik gen tedavisi
uygulanması beraberinde önemli sorunları da getirmektedir. HSV-1 vektörleri hem
in vivo, hem de ex vivo olarak sinir hücrelerinde aktarımda kullanılmıştır.
Trakea epiteli: Bu hücrelerin organizma dışına alınıp, kültüre edilmesi
ve sonra tekrar organizmaya implante edilmesindeki zorluklar nedeni ile in vivo
aktarım kullanılmaktadır. Adenoviral vektörler ile trakea epiteline invivo gen
aktarımı, sıçanlarda başarılmıştır.
Lenfosit: Adenosine Deaminaz
enzim eksikliğinde kullanılmıştır. T hücrelerinin yaşam sürelerinin sınırlı
olmasının nedeni ile arka arkaya infüzyona ihtiyaç bulunmaktadır. AIDS ve
kanser tedavisinde en uygun hedef doku olarak ortaya çıkmaktadır.
Oküler hücreler: Vitröz içine adenovirus aracılığı ile gen aktarımı yapılmıştır.
Periferik
kan progenitör hücreler:
Kemik iliği yerine, periferik kandan izole edilen progenitör hücrelere gen
transfer edilmesi ile uzun süreli hematopoesis saglanmıştır.
Umbilikal
ven epiteli: Umbilikal
ven epiteline "Doku Faktör" transferi yapılmıştır.
Gen
Terapisinin Çözüm Bekleyen Sorunları:
İlk sorun,
genlerin insana verilmesini sağlayacak daha kolay ve etkili yöntemlerin
bulunmasıdır. Bir başka sorunsa, nakledilen genin hastanın genetik materyalinin
hedeflenen bölgesine yerleşmesini sağlamak ve böylece olası bir kanser ya da
başka bir düzensizlik riskini ortadan kaldırmaktır. Bu konudaki başka bir sorun
da, yerleştirilen yeni genin vücudun normal fizyolojik sinyalleriyle etkin bir
biçimde kontrolünün sağlanmasıdır. Örneğin insülin, doğru zamanda ve doğru
miktarda üretilmediği zaman, hastaya yarar yerine zarar getirecektir. Şu ana
kadar yapılan çalışmalar sonrası iyi sonuçlar alınabilmiş fakat kalıcı tedavi
çoğu zaman başarılı olamamıştır. Bunun bir nedeni, vektörlerin taşıdıkları
genin uzun süreli ekspresyonuna izin vermeyişleri, diğeriyse denemelerde
etkinlikten çok güvenliğin ön plana çıkmasıdır.
Şu
anki duruma göre, önümüzdeki yıllarda gen tedavisindeki eğilim, genleri
istenilen hücrelere en etkin biçimde taşıyabilecek vektörlerin dizayn edilmesi
yolunda olacak gibi görünüyor. O zaman, gen tedavisinin daha başarılı sonuçlar
vereceği söylenebilir.
Kaynak:
Dr. Ümit Yaşar,
Farmakoloji AD
Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!
3 yorum yazılmıştır
2008-08-18 10:18:13 - Teşekkürler
Yazan: isimsizgerçekten güzel yazı.. ama ben bişi soprmak istiyorum insan DNA sının kaçta kaçı virüs genleri yani bildiğim kadarıyla genomumuzda farklı genlerde taşıyoruz bunların oranı nedir ?
Bağlantı - -
2007-05-16 17:04:42 - kalıcı taşıma
Yazan: isimsizpeki hayvan hücresindeki genetik özellikleri insanın bütün vücuduna kalıcı şekilde yerleştirmek mümkün mü???
Bağlantı - -